Ahmet Mithat Efendi

Ahmet Mithat Efendi

Ahmed Mithat Efendi’nin Beykoz’la ilgili olarak söylediği şu söz çok meşhurdur: “Dünyanın en güzel şehri İstanbul, İstanbul'un en güzel yeri Beykoz, Beykoz'un en güzel yeri benim yalımın olduğu yerdir.”

1844’te Tophane’de doğup, 28 Aralık 1912’de gönüllü olarak muallimlik yaptığı Darüşşafaka’da hayata veda eden Ahmet Mithat, 6-7 yaşlarında iken babasını kaybedince eğitimi için çalışmak durumunda kaldı. Rusçuk’ta bir devlet dairesine memur olarak çalışırken bir yandan da Arapça, Farsça ve Fransızcası’nı ilerlettiği için kendisini takdir eden Mithat Paşa ona kendi ismini verdi.Böylece asıl adı olan “Ahmet”'in yanına “Mithat” da eklenerek, bu şekilde anılmaya başladı. 1871’e kadar Sofya ve Bağdat’ta resmi görevlerinin yanı sıra gazetecilik yaptı. 

Okumaya olan düşkünlüğü sayesinde batı edebiyat ve sanatını yine bu dönemde öğrendi. 1871 yılında görevinden istifa edip İstanbul’a dönerek gerek kurduğu gazete ve dergilerde gerek var olanlarda gazetecilik yaptı, kendi matbasını kurdu. “Letâif-i Rivayat”, “Kıssadan Hisse” ve “Hace-i Evvel” isimli eserlerden oluşan ilk hikaye koleksiyonunu bu dönemde yayınladı. Namık Kemal ve Yeni Osmanlılar'la yakınlığı nedeni ile tepki çekti. Dinsizlikle suçlandı. 1873’te Ebüzziya Tevfik ile birlikte Rodos'a sürüldü. 38 ay süren sürgün sırasında çok sayıda eser yayınladı, Rodoslu çocuklara ders verdi, “Medreseyi Süleymaniye” adlı bir ilkokul açtı. En üretken dönemlerinden birini yaşayan yazar, “Hasan Mellah”, “Hüseyin Fellah” ve “Dünyaya Yeniden Geliş ya da İstanbul’da Neler Olmuş” gibi önemli eserlerini burada yazdı. Abdülaziz'in vefat etmesi ve V. Murat ’ın başa geçmesiyle çıkan genel af sonucu İstanbul'a geri dönmesine izin verildi.

Beykoz, Sırmakeş Suyu,Tercüman-ı Hakikat

Rodos sürgününden döndükten sonra Kabataş’ta yeni bir eve taşınan Ahmet Mithat Efendi, burada şair Fıtnat Hanım ile komşu olmuştu. 1880 yılında Beykoz bir çiftlik satın aldı. Ona ait araziden kaynayan suya “Sırmakeş” adını verdi ve şişeleyerek içme suyu satışı başlattı. Beykoz kıyı- sında bir yalı satın alarak sanat ve edebiyat çevrelerinden pek çok kişiyi bu yalıda ağırladı. İstanbul’a döndükten sonra gazetecilik, yayıncılık ve romancılığa ağırlık verdi. Bu dönemde yazdığı ve sürgüne kadarki hayatı ile sürgün yıllarını anlattığı “Menfa” adlı eserinde Yeni Osmanlılar'ı eleştirdi; “Üss-i İnkılab” adlı eserinde de II.Abdülhamid'in siyasetini överek yeni sultanın gözüne girdi. 27 Haziran 1878'de Osmanlı sarayının desteği ile Tercüman-ı Hakikat gazetesini yayımlamaya başladı; gazete, Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından birisi oldu. Başlangıçta gazetenin tüm yazılarını kendisi yazıyordu. 1879’da Matbaayı Amire’ye müdür olarak tayin edildi. II. Meşrutiyet döneminde yaş haddi nedeniyle emekliye ayrıldı. Yazıları eskisi gibi rağbet görmediği için yazı hayatından da çekildi. Bakanlar Kurulu’nun özel kararıyla Darülfünun’da genel tarih, felsefe tarihi; Darülmuallimat’ta tarih ve eğitimbilim dersleri; Medreset-ül-Vaizin’de dinler tarihi dersleri verdi; ayrıca Darüşşafaka’da gönüllü olarak öğretmenlik yaptı. 28 Aralık 1912 tarihinde Darüşşafaka’da nöbetçi olduğu bir sırada kalp durmasından hayatı- nı kaybetti. Fatih Camii Mezarlığı’na defnedildi.

Eserleri ve hayata bakışı

Ölümüne dek 200’den fazla eser yayımlayan Ahmet Mithat’ın büyük arzusu kitap okuyan bir toplum yaratmaktı. Çoğunluğa hitap etmek, dertlerine tercüman olmak kaygısıyla çok sayıda eser verdi “kırk beygir gücünde yazı makinesi” olarak tanındı. Eserlerinde Avrupa'nın bilim, sanayi ve çalışkanlığını överken Osmanlı toplumunun ahlaki değerlerinin korunması gerektiğini vurguladı. Genç yazarlara destek verdi, dilde sadeleşmeyi savundu, devlete ve dine itaatsizliği, tembelliği, müsrifliği, özentiliği eleştirdi. Eserlerinde ahlaklı, iyi ve doğru olanın yer alamsına özen gösteren yazar Emile Zola’yı bu nedenle okumadığını ifade etmişti. Ürünlerini daha çok öykü ve roman türünde vermiştir. Romancılığı ve öykücülüğü, halk öykücülüğünden Batı tarzı öykü ve romancılığına geçiş olarak kabul edilebilir. Ayrıca tiyatro alanında da çalışmalar yapmış, “Açıkbaş”, “Ahz-i Sar”, “Ziba” adlı kitaplarıyla dram ve operet türlerinde ürünler vermiştir. Fransızca’dan yaptığı roman çevirileri, batı yazınının ilk çeviri örneklerini oluşturur. Romanları, Namık Kemal, Şemseddin Sami ve Samipaşazade Sezai ile birlikte onu ilk Türk romancılar kuşağının bir üyesi yaptı. Gazeteciliğin dışında tarih, coğrafya ve felsefeye ilgi duymuş; ço- ğunlukla batı kaynaklarından yararlanarak kaleme aldığı bu eserleri hem kitap, hem de fasikül olarak çıkarmıştır. Saltanatı desteklediği için Cumhuriyet döneminde ilgi görmediği söylense de modern edebiyatın üslubunun dışında, kendini esere ilave eder tarzdaki anlatımının da bunda payı olduğu söylenebilir. Ölümünün 100.yılı dolayısıyla “Küllerinden Doğan Anka, Ahmet Mithat Efendi Üzerine Yazılar” adlı kitabıyla ilgili bir söyleşisinde yazar Fazıl Gökçek, postmodern süreçte hikayeden ziyade anlatım tarzının daha öne çıkmasıyla son dönemlerde Ahmet Mithat’ın daha fazla ilgi gördüğünü ifade ediyor. Taraf Gazetesi’ne yazdığı bir yazıda Prof.Dr.Kemal Karpat ise dönemdaşı ve kendisi gibi bir ortasınıf yazarı Çehov kadar ilgi görmeyişini gerek Ruslar’ın okumaya, yazar ve sanatçılarına ilgisine gerekse de Ahmet Mithat’ın toplumculuğuna bağlıyor.

Beykoz Belediyesi tarafından 100. vefat yıldönümü vesilesiyle “Vefatının 100. Yılında Ahmet Mithat Efendi Armağanı” adlı kitap hazırlananmış ve tanıtımı yapılmıştır.                       

Tanıtım toplantısında Başkan Yücel Çelikbilek; “Kendisi okuma ve yazmaya çok önem vermiş hayatını buna vakfetmiş bir şahsiyet. Sadece toplumda okuma yazmayı yaygınlaştıran bir yazar değil hür teşebbüse de inanmış, Beykoz’da ticari girişimlerde bulunmuş. Biz de belediye olarak çocuklarımızın kitapla tanışması için 13 bin 500 kitaplık bir kütüphane kurduk. Çocuklarımızın eğitimi için kültür ve eğitim faaliyetlerinde bulunuyoruz, kendisini rahmetle anıyoruz.” dedi.

“Ahmet Mithat Efendi Armağanı” kitabına katkı sunan Vahap Aktaş ise yazarın çok yönlü kişiliğine değinerek “Beykoz’la bütünleşmiş, edebiyatımızın en renkli en canlı şahsiyeti. Halka okumayı yazmayı sevdirmeyi başarmış, bu amaçla yazmış, gelenekten kopmadan yeniliklere imza atmış, gazetecilerin ‘Efendi Babası’, çok yönlü bir isimdir. Sırmakeş suyunu şişelemiş, Beykoz Spor Kurucuları arasında yer almış” diyerek yazarın farklı yönlerini anlattı.

Araştırmacı-Yazar Dursun ise Cemil Meriç’le uzun süre birlikte bulunduğunu belirterek Meriç’in ‘Edebiyatımızda iki Ahmet vardır, biri Ahmet Mithat biri Ahmet Cevdet Paşadır’ diyerek bu iki isme dikkat çektiğini hatırlatarak yayınlanan kitap vesilesiyle memnuniyetini dile getirdi.